April 5, 2012

Yörüngesinden Çıktı Sızlayarak Bir Akşam

Ve taksi dolu geçti

ama yürümek de güzeldi

Kadınlığın erkeklere yüzbin senelik öfkesini yere vurdu topuklar

arsızca istediler, ayarttılar 

Erkeklerin kadınlara duyduğu bütün kudurmuş arzu bütün istek stilettoların ince kaygan ve sivri uçlu, sert topuklarına doldu ve cezbetti

Erkek kadına bir silah verdi, varoluşsal silahına karşılık geldi

Sevişmeden gerçek bir sulh mümkün değildi adeta bu ırkla

Kadından geldiğini unutmuştu bu ırk, ona bunu geri vermek gerekti

Derinlemesine bir sevgi tüm ezberi bozardı zaten

Aşkla, meşkle sevişmek de ne güzeldi

Elmamı ısır, sana neler neler söyler, savaşı unutur, kendini bulursun.

Kadın ya da erkek ya da kadın

Hatırlamıyorum ilk ne zaman buldu beni o dönüştürücü hamle..hata değildi…dönüşmekten iyisi hala yaşıyor olmak

Bu hayatta ve öncelerinde o kadar çok doğdum ki..Beni doğuran kimselere gitsin bütün şarkılar

Yaşamaktan, varlıktan bahsedin sadece bana…ışığa gittiğimiz yoldan bahsedin…içim son raddesinde ışıldarken, yolun çetrefillerinden, dağlarından tepelerinden, karıncaların evlerinden, ankaranın bozkırında sarı sarı dikenlerin altında saklanan uğur böceklerinden bahsedin.

İçeceğimiz içkilerde insanlığın kahkahası olsun, meylerde yüzbinlerce yıllık tarih bütün  damarlarımızda aksın dursun. Şişelerin içinde tutunup yüzeceğimiz balıklardan, ormanın rızasıyla kuracağımız kulubemizden bahsedin. Toprağa sunduğumuz tohum kadarız biz, bir yerlerde bir ağacın varsa için neşe dolsun. Yoksa hemen işe koyul, yol yakın..

Her şeyi her erkeği her kadını yeryüzünde varolmuş her canlıyı ölürcesine sevmene yol acacak gizli bir atom parçacığı varmış

Bence tanrı olsa olsa parçacığı budur  -onu arayanlar bulamazlar, o isterse gelir sana ve aşk eder tüm alemi ve onu bulanla raks eder tüm alem. En beklenmedik anda gelir, onu içine al, koru, besle, büyüt, sev, o senin tohumundur-

Bu parçacık içimize dolduğunda mucizeler gerçekleşirdi.

Musa’nın asası Kızıl Denizi yarar, İsa göğe eğerdi. Hayvanlar topraklara hükmederdi, Hepsi bizdik. Minaraller, vitaminler, sular seller, şemsiyeler altında sonbahar, yelpazelerle yellenirdi yazlar, palmiyelere dolanmış maymunlar, türlü renklerde papağanların insanla aşık atma çabası, bisiklet turunda bir akşam üstü rüzgarı hepsi biziz işte neyi anlamıyorsun?

Herşey hassaslaşıyor, sen oldukça bu dünyayı bir arada yerinde tutan şeyin özüne iniyoruz. Öyle bakınca aslında şu kaba beton bile ne kadar narin. Sanki eriyiverecek altımızdan kayıp gidecek bir yakınlaşma anında. Sırlara karışacağız, doğru ve yanlış kalmayacak herşeyi bütünüyle ve olduğu gibi güzel kılacak gözlerimiz. Kapılar sırf bize açılacak, şehrin ışıkları sönecek.

Karanlık sokaklar,

Bu taraf iyilerin tarafı

Tüm varlığımı koyuyorum ortaya, kazanmanın ve kaybetmenin ötesinde. Varlığım gökyüzünün erdemine, yeryüzünün sancısına, ağaçlarına, varoluşun gizemine, insanlığın çelişkisine, içimizdeki tüm sevgiye, aşka ve muziğe yol açan her şeye armağan olsun.

Daha ne ister insan?

Resimler: Damien Elwes

Sergei Mosienko


March 18, 2012

Bugün Ankara’da gündü.

Ahlatlıbel’de geniş ovalar, turuncu karlar.

Çok yavaş akan bir kum saati içinde sarı.

Oturduğum ağacın dalları, arasında Casper, öyleymiş adı bir köpek, kara kara, bir var bir yok.

Tavuklar gıdaklıyor, horozlar ü ürüyor, muhabbet koyu. 3 esaslı bir sayı.

2 minik canavar ağızlarından ateş saça saça vardılar ve ısıttılar, ısındık ve hatta renklere boyandık. Ben de kırmızı, tavşan kanı. 

Gözlemeleri yapan kadın güldü. Dikenleri sökülmüş bir güldü, biz de ona güldük ve ona bir diken uzattık, maceraydı sonu.

Uzaktaki ev bizimki, uzaydaki yalnız son benimki. 
Göl kenarında kuşlar…keskin ve fena uçtular. 
Avuçlarımızı açtık, ve içimizden de uçmalarına izin verdik. 
Birinin ayağında kırmızı hal hal, uçtu uçtu kuş uçtu, en güzeli de buydu. 

İstanbul beni bekleyen bir boğa… Arabada… ve sonsuz hayallerle dolu ayağımız yeniden yere bastığında Lara’yla en parlak yıldıza baktık ve o bizimkiydi.

 

 

 

Resim: Miro, The Tilled Field

Bugün Ankara’da gündü.

Ahlatlıbel’de geniş ovalar, turuncu karlar.

Çok yavaş akan bir kum saati içinde sarı.

Oturduğum ağacın dalları, arasında Casper, öyleymiş adı bir köpek, kara kara, bir var bir yok.

Tavuklar gıdaklıyor, horozlar ü ürüyor, muhabbet koyu. 3 esaslı bir sayı.

2 minik canavar ağızlarından ateş saça saça vardılar ve ısıttılar, ısındık ve hatta renklere boyandık. Ben de kırmızı, tavşan kanı.

Gözlemeleri yapan kadın güldü. Dikenleri sökülmüş bir güldü, biz de ona güldük ve ona bir diken uzattık, maceraydı sonu.

Uzaktaki ev bizimki, uzaydaki yalnız son benimki.
Göl kenarında kuşlar…keskin ve fena uçtular.
Avuçlarımızı açtık, ve içimizden de uçmalarına izin verdik.
Birinin ayağında kırmızı hal hal, uçtu uçtu kuş uçtu, en güzeli de buydu.

İstanbul beni bekleyen bir boğa… Arabada… ve sonsuz hayallerle dolu ayağımız yeniden yere bastığında Lara’yla en parlak yıldıza baktık ve o bizimkiydi.

 

 

 

Resim: Miro, The Tilled Field

March 1, 2012
Mars’ta gün batımı

Mars’ta gün batımı


February 26, 2012

Sen Beni Sokaklardan Say

TİRZAH’A

Doğan herşey Kalımsız Doğumla

Çürüyecektir toprakta

Bu döngüden sıyrılsın diye özgürce;

Öyleyse neyleyim ben seninle?

Utanç ve Gururdan doğar Cinsiyetler

Gün boyu sürüklenir, geceleyin ölürler,

Oysa Ölümü Uykuya çevirir Kayra;

Cinsiyetler doğar çalışıp ağlamaya.

Ölümlü yanımın Anası, sen,

Yüreğimi ezinçle biçimleyen,

Asılsız kendini aldatan gözyaşları

Tıkayan Burumu, Gözlerimi, Kulaklarımı,

Kilitledi dilimi duygusuz çamurda

Bağladı beni Ölümlü Yaşama:

Özgür kalırım İsa’nın Ölümüyle,

Öyleyse neyleyim ben seninle?

William Blake


February 14, 2012
Berenice Abott, 1935

Berenice Abott, 1935


yüklü bulutun şiiri

Mahkumu olduğum kafamda ne şehirler

Ne bilinmedik ne gidilmemiş dünyalar

Ne bilmediğim erkekler

Ve onların bilmediğim halleri, hayalleri

Kafamda bir filin ayak sesleri

Dolaşmayı seviyor

Ne hikayeleri delilerin (denizlerin)

Ne sabahı bir gecenin (gezegenin)

Ona sevdirdiğim sabahların kahvaltısı var

Kül kedisi gibi en azla yetinir, en güzele soyunurum

Siste bir bulvar düşünür

En ortasından yürürüm

Trik drum trik drum trık drum

Evime bir varabilsem nasıl da güzel ensesi

Başımı ensesine kaydırıp, dudağımı en güzel yerine daldırıp

Beyaz yalanlar söylerim

Ama çok güzel söylerim duymak ister

Beyaz karlardan kızlara gelinlik dikerim

Bir kış boyu idare eder

Gelinler baharlar gibi açar

Yaz gelince aşklar biter

Ve gerdanlarımızı açıkta bırakan şeyler giyeriz

Ve herşey yeniden başlar

2009


January 9, 2012
11 OCAK 2012 Çarşamba gecesi YASEMİN MORİ VE EKİBİ BOGAZİÇİ CAZ KOROSU’yla beraber ortalığı sallamaya hazırlanıyor!! 
Gel bize, oyunumuza ortak ol!!

11 OCAK 2012 Çarşamba gecesi YASEMİN MORİ VE EKİBİ BOGAZİÇİ CAZ KOROSU’yla beraber ortalığı sallamaya hazırlanıyor!! 

Gel bize, oyunumuza ortak ol!!


December 30, 2011
Hayatın özü, tazeliği ve enerjisiyle capcanlı yeni bir yıl dilerim hepimiz için!! 2012’nin özel bir yıl olduğunu düşünüyorum. Kainatın tılsımlı gücü, aşkı, şefkati bizimle olsun. Muzik her delikten girsin içeri evlere vucutlara zihinlere dolsun, sonsuz olsun; Mutluluk, sevgi ve barış insanlığın içine hergün yeniden doğsun!

Hayatın özü, tazeliği ve enerjisiyle capcanlı yeni bir yıl dilerim hepimiz için!! 2012’nin özel bir yıl olduğunu düşünüyorum. Kainatın tılsımlı gücü, aşkı, şefkati bizimle olsun. Muzik her delikten girsin içeri evlere vucutlara zihinlere dolsun, sonsuz olsun; Mutluluk, sevgi ve barış insanlığın içine hergün yeniden doğsun!