Alalade tahtalardan kurulmuş odalarda aşıklar hayallerle ve seslerle birleşiyor …
In a cozy room made of sticks, lovers become united with dreams and with sounds of Delirous Band ~~
Yönetmen: Fatih Kızılgök
Yapımcı: Bahadır Tumba & Aslı Akkoç
Görüntü Yönetmeni: Barış Özbiçer
Sanat Yönetmeni: Levent Çalın
Styling: Ayça Aras
Montaj: Deniz Kavalalı
Sen Beni Sokaklardan Say /
Live @ Erekli-Tunç Studios (14.12.12)
Yasemin Mori: Vokal
Can Çankaya : Tuşlu çalgılar
Serdar Barçın : Flüt, Alto Saksafon
Barlas Tan Özemek : Gitar
Korhan Futacı : Tenor Saksafon
Gökhan Şahinkaya : Bass Gitar
Berke Can Özcan : Davul
Umut Kebabcı : Video

Yeni bir evrenin başlangıcında buluşalım…
Değişiyorsun
Buna ayak uydurabilir misin?
Ruhun evrenin özünün kumaşından yapılmışHakkını verebilir misin?
İncecik ve bembeyaz tinsel ipliklerle tüm evren birbirine bağlanmış
Her nesnenin özünde atomlardan bile ince seyrelmiş bir öz havaya ve uzaya karışıyor
Neyi tutabilirsin, neye tutunabilirsin?
Aradığın gizli hazine sensin!
Sadece ilerle sadece duyularını aç…
Öğretilenleri öğrendiklerini tüm sistematiği bir an olsun unut.
Sen sen değilsin
Sen her şeysin.
Hatırla şimdi neyi arıyordun?
Kendine güven, bana güven
Sana olan, bana oluyor
Mikrodan makroya makrodan mikroya her şey bir bütün içinde ahenkle dans ediyor
Her şey bir temas içinde, her şey titreşiyor
Senin nefesin bana değdiğinde, başka bir galaksinin sesi kadar keskinTitreştir kendini muzikle,
Uyandığında başka gözlerle göreceksin
Kozmik bir oyun, bir düşüncesin hızla ilerliyorsun
Camsın saydamsın adeta şeffafsın içinden dolunay gözüküyor,
Gözlerimi kamaştırıyorsun
Çünkü sen tanrının çocuğusun
Kimse sana Onu anlatamaz
O zaten senin içinde ve seninle konuşuyor
Sana şarkılar mırıldanıyor fısıldıyor bir bir sırları
Sen ona bir adım attığında o seni şefkatle kucaklıyor
Onun göz bebeğisin
Buna güven, bırak onun ellerinde büyüyesin
Bir akışı var nehirlerin senin içinde çağlıyorçağlar ve zaman
senin içinde evren, sen evrenin içindesin
Tek bir hücren kainatın tüm esanslarıyla dolu
Hissedebiliyor musun?
Bırak düşünmeyi sadece hisset bu anı
Hadi perdelerini kaldır, ışağa doğru yönelgözlerini aç gerçeğe
Sen özgürlüğü seçtin
Kimse seni yönetemez,sistemini kurarken ışığa yaslandınkimse sana neyin doğru neyin yanlış olduğunu söyleyemez
Bırak onların kavgası onların olsun
İçinden çıkılmaz gürültüleri son bulsun
Senin zihninde bunlara yer yok
Senin zihnin tüm alemi kucaklıyortoprak kadar serin, alevler kadar ateşlisular gibi ele avuca sığmaz, havalar gibi yüksekten uçuyor ve her yeri kapsıyor
Kalbin aklın ve ruhun sağlam ve senin
Bedenin bir bulut kadar hafif, zihnin dağları delebilecek denli yoğun
Işık senin yurdun
Dünya senin, tüm kainat senin, şiirler, şarkılar,renkler, böcekler, en güzel sözler senin
Kurtul zincirlerinden
Bu hayat bütün inceliğiyle bütün yüceliğiyle senin
Sen tanrının çocuğusun
Günaydın dünya ve
dünyanın güzel insanları!
Yanan topun tortusu üzerinde dans eden milyar yıllık geçmişimiz ve atalarımızdan bize aktarılan tüm mirasa selam olsun!
Bir nefesle içime doğru çekiyorum aydınlığını… oooooh mis gibi bir yerdeyim!
Nereye baksan engellenemez bir haraket bir akış bir varoluş içinde zerreler, oluş ve yok oluş anları, düzenin dağılıp yeniden kurulmasından keyif alarak dönüyor dünya.
Kuşlar havalanıyor, gökyüzü uçsuzca uzanıyor üzerimizde. Baktığım her varlık bana geri dönüyor ve hafifçe bir öpücük konduruyor yüzüme. Ona sevgiyle bakmışsam daha bir güzel açılıyor bitkilerin çiçekleri. Olup biten herşey senin bakabildiğin ölcüde güzel, aynı ölcüde anlamlı.
Her birimiz bu kutsal deneyimin içindeyiz işte. Farklı düzeylerde algılasak da başka başka anlamlandırsak da bir bütünden ibaretiz ve öylesine işlemiş zihinlerimize dünyanın zamansız ruhu.
Uzayda kendine bir yer seçmiş, salınıp duruyor şu harkulade kapsayıcı, besleyici küreiçinde capcanlı, renkli ve heyecanlı gerçek yada gerçekdışı bir varoluş barındırıyor. Zihinlerimize sığmadığı ölçüde deli!
Dinazorlar, amazonlar, ormanlar içinde binbir türlü varoluş biçiminden geçerken binbir aleme açılan boyutlar, nehirler denizlere akarken, okyanuslar altında denizkızları, bin fersah derinlikte ne dünyalar, fosforlu yaratıklar, bir balinanın midesindeki masada geçirilen bir hayat, hayaller, şiirler, ozanlar, oyunlar, oyunbozanlar…
Hayvanlar ve konuştukları tuhaf dil, bitkilerin, mantarların açtığı kapılar. Güneş, Ay, ateş şaçan Ejderhaların gözünden bir sabah, bulutların üstünde tüy kadar hafif olmaya vardırabiliyor. Varlığın çeşitlenmesindeki olağanüstü durum.
Yoga, meditasyon Kodo davulları, dövüş sanatları. Gongun vuruşuyla başlar, Tibette bir rahibin ağzından çıkan titreşimin dünyanın tonuna denk gelmesiyle devam eder, ifade etmeye duyduğumuz heves der geçeriz… Muziğin hava sayesinde yayabildiği titreşimlerin tüm vucuduna nufus ederek içinden geçtiğinden midir muziğin seni baştan çıkarabilmesi? Seni diyar diyar gezdirebilmesi başka nerde var söyle?
Şamanlar, m.ö 40000 yıl önceye ait Fildişinden bir kaval, periler, huriler, cinler, yaratıklar, gördüğümüz ve göremediğimiz anlayıp da anlayamadığımız sonsuzluğuyla, rengarenk birikimle donanmış var da yoklar
Anlı şanlı dağlar, bağlar bahçeler, içtiğin şaraplarda, kadehlerde insanlığa dair bulduğun yoğun geçmiş ve birikim, bilgilerin tuhaf yollarla aktarılmasının şaşırtan aromasını yudumlarken, baharatlar, ipek böceğinin ürettiği birşeyi üzerimize giyebilmek, arıların ürettiği balları kuşkusuzca ağzımıza çalabilmek. Düşünmeye başla daha neler neler bulursun, varlığının özüne doğru yolculukta neler neler olursun.
Mezopotamya, Sümerler, Asurlar, Mayalar Mısır tanrıçaları, Piramitlerdeki gizemi koklayıp, Atlantise dair efsanelere dal ve kaf dağının ardında, Anneler ve teyzelerle Venüs yıldızında, seninle gök kuşağının altında buluşuruz, böyle bir bir günün hayali nerde var?
Hatırladığımız ve nerden bildiğimizi kestiremediğimiz onca bilgi, rüyalarda hiç görmediğimiz yerlerde olabilmeye uyanmak, hiç duymadığımız dilleri duyup anlayabilmek ve gezegen gezegen dolaşıp geri dönebilmek…telepati ve daha nice göremediğimiz tinsel sinyaller…
Bize
armağan edilen, yetilerle, duygularla, beyinle buraya düştük mü evrildik mi ait miyiz bir ömürlük misafir miyiz? işte hepsi bu.
Şu koca dünyanın üzerinde insan olmak… güneşle siyah güneşten ırak bembeyaz tüysüz bedenler olup doğanın güç savaşında kazanmış olmak! Güç sende artık onu hisset , sömürme sahip olduğun şeyi, sen de olmayana ver biraz kendini belki?
Bir kere geldiysen
üstünde dönüp durmaktan başka çaresi olmayan diyara…Onun yoluna ermek için kendi yolunu bileceksin. Seve seve katlan, bir ömür dolu dolu geçirir de kanatlan!
Tüm sırlara erdiğini sandığı anda
karşısında yepyeni ve koskocaman bir kapının belirmesiyle şahlan!
Evrenin yasalarının, hakikatinin içinde bir hap kadar küçük ve hatta biraz çaresiz olduğuna sevin!
Sen tanrıların küçük çocuğusun ya sevin. - şımar ve şükret! -
Sığın sana seni , bedenini, evini hediye edene, evreni birarada tutan o sınırsız şuurun koruması altında emin ol ve ararken insanlığının sınırlarını metin ol .
İtaat et - kimseye değil - her anın içindeki dengeye ve en uyumlu halinle bırak kendini rüzgarın olduğu yöne ve tüm akışkanlığınla devin! güvenli ellerdesin.
Ayaklarını toprağa bastığında dünyada varolan tüm madenlerin bitkilerin ağaçların hayvanların gücünü hissettiğinde onlarla beraber olabildiğinde o şuurun ve salt sevginin, korkusuzluğun sana doğru akışını izle!
Kahkalar at bu deli hale, ateş yak, şarkılar söyle, kalbini aç, kalbini dinle, korkulardan arınmak için törenler yap, birliktelik için şölenler yap, maceralara atıl, köylerden kovul , dünyayı ele geçirenlerin sana ne olman gerektiğini söyleyenlerin düzenine gül…geç… hayvanlar gibi hep bir arada tutmaya çalışarak kendini ve bütünü içgüdüne kulak vererek ol. Keskin duyularını bilemek için yollar ara yollar bul. Renkleri, tonları geçişleri sesleri ve masalları dinle…uzayda bu hal başka nerde?
Bu deneyim çok özel ve sırf sana mahsus. O özgün varolma biçiminle dünyanı döndür ve altında olabildiğin en iyi biçimde var ol… Işığı ve aydınlığı hisset içinde.
Bunları ben söylemiyorum. İçimdeki bir ses söylüyor.. sen beni boşver, çalsın içinde şarkılar erisin sözler içinde yanan duygularla!
Yörüngesinden Çıktı Sızlayarak Bir Akşam
Ve taksi dolu geçti
ama yürümek de güzeldi
Kadınlığın erkeklere yüzbin senelik öfkesini yere vurdu topuklar
arsızca istediler, ayarttılar
Erkeklerin kadınlara duyduğu bütün kudurmuş arzu bütün istek stilettoların ince kaygan ve sivri uçlu, sert topuklarına doldu ve cezbetti
Erkek kadına bir silah verdi, varoluşsal silahına karşılık geldi
Sevişmeden gerçek bir sulh mümkün değildi adeta bu ırkla
Kadından geldiğini unutmuştu bu ırk, ona bunu geri vermek gerekti
Derinlemesine bir sevgi tüm ezberi bozardı zaten
Aşkla, meşkle sevişmek de ne güzeldi
Elmamı ısır, sana neler neler söyler, savaşı unutur, kendini bulursun.
Kadın ya da erkek ya da kadın
Hatırlamıyorum ilk ne zaman buldu beni o dönüştürücü hamle..hata değildi…dönüşmekten iyisi hala yaşıyor olmak
Bu hayatta ve öncelerinde o kadar çok doğdum ki..Beni doğuran kimselere gitsin bütün şarkılar
Yaşamaktan, varlıktan bahsedin sadece bana…ışığa gittiğimiz yoldan bahsedin…içim son raddesinde ışıldarken, yolun çetrefillerinden, dağlarından tepelerinden, karıncaların evlerinden, ankaranın bozkırında sarı sarı dikenlerin altında saklanan uğur böceklerinden bahsedin.
İçeceğimiz içkilerde insanlığın kahkahası olsun, meylerde yüzbinlerce yıllık tarih bütün damarlarımızda aksın dursun. Şişelerin içinde tutunup yüzeceğimiz balıklardan, ormanın rızasıyla kuracağımız kulubemizden bahsedin. Toprağa sunduğumuz tohum kadarız biz, bir yerlerde bir ağacın varsa için neşe dolsun. Yoksa hemen işe koyul, yol yakın..
Her şeyi her erkeği her kadını yeryüzünde varolmuş her canlıyı ölürcesine sevmene yol acacak gizli bir atom parçacığı varmış
Bence tanrı olsa olsa parçacığı budur -onu arayanlar bulamazlar, o isterse gelir sana ve aşk eder tüm alemi ve onu bulanla raks eder tüm alem. En beklenmedik anda gelir, onu içine al, koru, besle, büyüt, sev, o senin tohumundur-
Bu parçacık içimize dolduğunda mucizeler gerçekleşirdi.
Musa’nın asası Kızıl Denizi yarar, İsa göğe eğerdi. Hayvanlar topraklara hükmederdi, Hepsi bizdik. Minaraller, vitaminler, sular seller, şemsiyeler altında sonbahar, yelpazelerle yellenirdi yazlar, palmiyelere dolanmış maymunlar, türlü renklerde papağanların insanla aşık atma çabası, bisiklet turunda bir akşam üstü rüzgarı hepsi biziz işte neyi anlamıyorsun?
Herşey hassaslaşıyor, sen oldukça bu dünyayı bir arada yerinde tutan şeyin özüne iniyoruz. Öyle bakınca aslında şu kaba beton bile ne kadar narin. Sanki eriyiverecek altımızdan kayıp gidecek bir yakınlaşma anında. Sırlara karışacağız, doğru ve yanlış kalmayacak herşeyi bütünüyle ve olduğu gibi güzel kılacak gözlerimiz. Kapılar sırf bize açılacak, şehrin ışıkları sönecek.
Karanlık sokaklar,
Bu taraf iyilerin tarafı
Tüm varlığımı koyuyorum ortaya, kazanmanın ve kaybetmenin ötesinde. Varlığım gökyüzünün erdemine, yeryüzünün sancısına, ağaçlarına, varoluşun gizemine, insanlığın çelişkisine, içimizdeki tüm sevgiye, aşka ve muziğe yol açan her şeye armağan olsun.
Daha ne ister insan?
Resimler: Damien Elwes
Sergei Mosienko

Bugün Ankara’da gündü.
Ahlatlıbel’de geniş ovalar, turuncu karlar.
Çok yavaş akan bir kum saati içinde sarı.
Oturduğum ağacın dalları, arasında Casper, öyleymiş adı bir köpek, kara kara, bir var bir yok.
Tavuklar gıdaklıyor, horozlar ü ürüyor, muhabbet koyu. 3 esaslı bir sayı.
2 minik canavar ağızlarından ateş saça saça vardılar ve ısıttılar, ısındık ve hatta renklere boyandık. Ben de kırmızı, tavşan kanı.
Gözlemeleri yapan kadın güldü. Dikenleri sökülmüş bir güldü, biz de ona güldük ve ona bir diken uzattık, maceraydı sonu.
Uzaktaki ev bizimki, uzaydaki yalnız son benimki.Göl kenarında kuşlar…keskin ve fena uçtular.Avuçlarımızı açtık, ve içimizden de uçmalarına izin verdik.Birinin ayağında kırmızı hal hal, uçtu uçtu kuş uçtu, en güzeli de buydu.
İstanbul beni bekleyen bir boğa… Arabada… ve sonsuz hayallerle dolu ayağımız yeniden yere bastığında Lara’yla en parlak yıldıza baktık ve o bizimkiydi.